DEVA Partisi lideri Ali Babacan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a böyle yanıt verdi

DEVA Partisi lideri Ali Babacan, İzmir'de konuştu. Babacan, "Müdahalelerle kur düşüyor mu? Hiçbir işe yaramıyor. Havuzun dibi delik olduktan sonra ne kadar su dökerseniz dökün o havuzu dolduramazsınız, mümkün değil" diye konuştu.

 

DEVA Partisi lideri Ali Babacan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a böyle yanıt verdi Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, İzmir'de; “Merkez Bankası iki haftadır piyasaya doğrudan müdahale ediyor.

 

Müdahalelerle kur düşüyor mu? Hiçbir işe yaramıyor. Havuzun dibi delik olduktan sonra ne kadar su dökerseniz dökün o havuzu dolduramazsınız, mümkün değil" dedi. DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, İzmir’de partisinin Torbalı İlçe Teşkilatı’nın Birinci Olağan Kongresi’nde konuştu. Babacan, şunları söyledi: “Merkez Bankası tekrar döviz satmaya başladı. İki haftadır piyasaya doğrudan müdahale ediyor. Kuru aşağı çekebilmek için döviz satıyor.

 

Dün yine yaptılar. Yeni bir modele geçtik diyorlardı. Kur artınca, ihracat artacak diyen siz değil miydiniz? Madem kurun artması iyi bir şey, Merkez Bankası şimdi niye döviz satarak kuru düşürmeye çalışıyor? Hangi seviyedeki kur ‘rekabetçi kur’? Aklınızda bir kur seviyesi varsa, açıklayın. Kur fırlayıp gidince ‘Zaten ekonomi modelimizi değiştiriyorduk, yüksek kur istiyorduk, yüksek kur ihracatı artıracak’ gibi saçma sapan gerekçeler uydurup duruyorlar. Enflasyon yükselince, Merkez Bankası; ‘Bari döviz satıp kuru biraz kontrol etmeye çalışayım’ diyor. Ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Ne yaptıklarını bilmiyorlar. Bu ülkenin ekonomisini mahvettiler. Müdahalelerle kur düşüyor mu? Hiçbir işe yaramıyor. Havuzun dibi delik olduktan sonra ne kadar su dökerseniz dökün o havuzu dolduramazsınız, mümkün değil.”

“SEBEPLER ALEMİNDE KENDİNİZİ GÖRECEKSİNİZ”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Rabbimiz ‘Sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden biraz eksiltmekle deneriz’ buyurmaktadır” ifadelerini izleten Babacan şunları söyledi: “Artık gerçekten yeter diyoruz. Bu milletin hassasiyetlerini istismar etmeyi bırakın. Halkımızın tertemiz dinî duygularını, millî duygularını şahsi siyasetinize alet etmeyin. Korku iklimini siz ürettiniz. Yoksulluk, açlık, sizin yanlış karalarınız yüzünden meydana geldi. Ürünlerin eksilmesine sebep olan, sizin kötü yönetiminiz. Tüm bu açlığın, korkunun, yokluğun, yoksulluğun kaynağı Beştepe’de. Başka yerde aramayın. Bizim inancımızda zorluk karşısında sabır vardır. Ama Sayın Erdoğan’a sesleniyorum; sebepler alemine bir bakın, orada kendinizi göreceksiniz.”

“PARAN YOKSA İLAÇ DA YOK”

Tuvalet kâğıdı, yumurta, süt, toz deterjan, Türk kahvesi ve ayçiçek yağı fiyatlarındaki bir yıllık artışı ekrana yansıtan Babacan, ekonomik felaketin korkutucu bir boyutunun da sağlık sektöründe yaşanan kriz olduğunu söyledi. Babacan sözlerini şöyle sürdürdü: “Türk Tabipleri Birliği, Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerde bazı ameliyatların durduğunu açıkladı. İlaçlar bulunamıyor, ameliyatlar yapılamıyor. Daha bir ay önce Sosyal Güvenlik Kurumu, 53 ilacı geri ödeme listesinden çıkardığını açıkladı. Bu ne demek? ‘Paran yoksa ilaç da yok’ demek. Bazı ilaçlarda para da kâr etmiyor. Türk Eczacılar Birliği geçen gün 650 ilacın piyasada bulunmadığını söyledi.”

“SAĞLIKTA SOSYAL DEVLET DİYE BİR ŞEY ARTIK KALMADI”

“Medikal ürünlerde durum içler acısı. Devlet neredeyse iki yıldır medikal cihaz şirketlerinin alacaklarını doğru düzgün ödemiyor. ‘Kredi alın, idare edin, sonra öderiz’ diye oyalıyor. Devlette ciddiyet bırakmadılar. ‘Yaz tahtaya al haftaya’ diyen devlet mi olur? Bunların çoğu KOBİ statüsünde binlerce firma. Devletten vadesi geçmiş 9 milyar TL’lik alacağı var. Pek çoğu batma noktasında. Malzeme tedariki olamadığı için beyin, kalp-damar gibi çok ciddi ameliyatların bazıları devlet hastanelerinde yapılamaz hale geldi. Cebinde parası olan, özel hastaneye gittiğinde bile bunların kıtlığını çekiyor. Sağlıkta sosyal devlet diye bir şey artık kalmadı.”

“TIP SON SINIF ÖĞRENCİLERİ TUS’A DEĞİL, DENKLİK SINAVLARINA ÇALIŞIYOR”

“TTB verilerine göre ocak ile kasım arasında 1246 doktorumuz ülkemizi terk etmek için gereken bir belge başvurusunda bulunmuş. Çalışma koşullarındaki orantısız yük, aldıkları ücretlerin değersizliği ve belki de en önemlisi hekimlik mesleğinin itibarsızlaştırılması sebebiyle Avrupa’ya, Amerika’ya gidiyorlar. 18 ayda da 8 bin doktorumuz, devlet hastanelerinden istifa etti. Bu gidişle yakında, pek çok branşta, uzman doktor bulmakta zorluk çekeceğiz. Tıp son sınıf öğrencileri artık TUS sınavına çalışmıyor; yurtdışı denklik sınavına ve İngilizce, Almanca derslerine çalışıyorlar. Onca emekle yetiştirdiğimiz insan gücümüzü göz göre göre başka ülkelere hediye ediyoruz. Sadece doktorlar değil, teknikerler, mühendisler, hemşireler hepsi gitmek istiyor.”

“SAĞLIK ÇALIŞANLARINI MESLEKLERİNDEN SOĞUTAN KOŞULLARI ORTADAN KALDIRACAĞIZ”

“Sağlık çalışanlarını mesleklerinden soğutan koşulları ortadan kaldıracağız. Tedaviyi alanın da tedaviyi sağlayanın da memnun olduğu bir sistemi oluşturacağız. Bunu yapmak zorunda olduğumuzu ve yapabilecek bir kadroya sahip olduğumuzu biliyoruz.”